Solili Chrysippus

Anadolu’nun Kilikya Bölgesi ( Antakya-Silifke bandı ), felsefi çalışmalar açısından tarihte önemli yer tutar. Stoa Okulunun üçüncü hocası Chrysippus, bu duruma bir örnektir.

Stoacılık nedir?Nerede kimler kurmuştur?

Stoacı düşünce okulunun kurucusu Kıbrıslı ( Citium’lu ) Zenon, M.Ö. 314 yılında zamanının sanat ve felsefe başkenti olan Atina’ya gelmiş; M.Ö. 300 yılında, Stoa Poikile Akademisini kurmuştur.

Zenon, kinik Crates’in öğrencisi olmuştur, ayrıca Eflatuncular ve Megaryanlılarla da çalışmıştır ve tümünün en iyileri olarak inandığı şeylerle kendi öğretisini kurmuştur. Derslerinde soru-cevap yöntemini kullanmıştır. Düşüncelerinin temelinde “ İyi, Birdir “ anlayışı yatmaktadır. Gerçek ideadır, diyalektik dünya, görünüşten ibarettir. Çünkü akademinin Platon’dan sonra dini eğilimlere sürüklenmesi hayal kırıklığı yaşatmıştır ve aynı dönemde Epikür’ün zevk-merkezli etiği yanlış yorumlaması, Stoacıları, Platon’un öğretilerini yakalayıp bulmaya itmiştir. Zenon’dan sonra okulun başına Assos’lu Claentes ve ondanda sonra Chrysippus geçmiştir. Chrysippus’un öğrencisi Babilli Diogenes’e göre bu üç filozof birçok eserler yazmış ancak birkaç sözleri dışında hiç bir şey günümüze ulaşmamıştır. Bugün biz erken dönem Stoacılık konusunda bir bilgiye sahip isek, bu daha çok daha sonra tüm Stoa felsefesinin elde kalan parçalara göre sentezini yazan Diogenes’e borçluyuz. Diğer birkaç bilgiyi ise Plutarch gibi Yunanlı tarihçilerden elde etmekteyiz. Ayrıca, Roma Stoiklerinin çalışması günümüze kadar ulaşarak bize Stoizm felsefesinin temellerine bakabilmemizi sağlamıştır. Romalı Stoikler özellikle ahlak üzerine eğilmişler ve Stoizmin pratik, uygulamalı tarafını ortaya koymuşlardır. Diogenes, stoiklerin felsefeyi üçe böldüklerini söyler: fiziksel taraf, etik taraf ve mantık. Ancak bu üç tarafın birbirinden bağımsız olamadığını ve birini çalışırken diğerlerine de dokunmak gerektiğini söylerler. Fizik de ikiye ayrılır; evrendeki düzeni çalışmak olan kozmoloji ve bu düzenin zekasını keşfetme anlamında teoloji. Mantık da düşünme rasyonel düzeninin analizi anlamında diyalektik ve ikna etmenin rasyonel temeli olan retorik olarak ayrılır.

Daha yüksek bir kişiliğe sahip olmak için uğraşan, ahlaka uygun yaşayan ve sade bir yaşam süren Zenon, düşüncelerini yaşam biçimine yansıtmıştır. Bu yüzden Atinalı Timon tarafından alaya alınmıştır. Timon, yarı çıplak, hırpani insanlarla çevresi sarılan Zenon için: “ İnsanların en aşağılıklarından oluşan bir sefiller yığınını sürükleyip götürdü. “ demiştir.

Atinalıların Zenon’a olan saygıları öylesine büyüktür ki, ona kentin altın anahtarını sunmuşlar, altın bir taç vermişler ve bronzdan bir heykelini dikmişlerdir. Zenon ölmeden hemen önce okuldan çıkarken düşüp parmağını kırmış ve kerametini anında eli ile toprağa vurarak bir tepki ile göstermiştir: “ Geliyorum beni neden çağırıyorsun ki? “ Bu sözlerinin ardından soluğu kesilip yaşama veda etmiştir. Zenon hümanizmi ve dünya vatandaşlığı fikrini ilk defa öne süren düşünürdür. Helenistik-Roma döneminin en uzun süreli okulu olan Stoacılık, tarihsel olarak üç evrede incelenmektedir: Erken ( Zenon, Cleantes, Chrysippus ), orta ( Panaetios, Poseidonos ) ve Geç Stoa ( Seneca, Epictetus, Marcus Aurelius ). Orta stoa döneminde ahlak felsefesi ağırlık kazanırken; Stoacı görüşlerle Platoncu ve Aristotelesçi görüşlerin sentezi yapılmıştır. Geç Stoa evresinde ise Romalı düşünürler ahlak, siyaset felsefesi ile öğretilerin yaşama geçirilmesi ile ilgilenmişlerdir.

Soli

Mersin’in on bir kilometre batısında, Mezitli’de yer alan Soli, Ovalık Kilikya Bölgesi’nin batı sınırındadır. Kentin erken tarihi konusunda bilinenler azdır. Soli’de bulunduğu öne sürülen Luwice yazıtlı mühürler ve silahlar bugün Berlin Staatlichen Müzesindedir. Buna göre, İ.Ö. I.bin yılbaşında doğu Akdeniz ticaretinde Soli önemli bir liman olmalıdır. İ.Ö. VI. yy. ortalarında başlayan ve Büyük İskender’e kadar ( İ.Ö. IV. yy.) süren Anadolu’daki Pers egemenliği Soli için de geçerlidir. Ancak İ.Ö. V. yy.’da kentte sikke basılması kentin bir ölçüde özerkliğini koruduğunu yansıtır. Helenistik dönemde Seleukos egemenliği altında Soli liman kenti parlak bir dönem yaşar. Stabon’un söz ettiği Solili ozan Philemon, filozof Chrysippus ve Aratos bu sırada yapıtlarını verirler. Seleukos yönetiminin İ.Ö. I.yy.’da zayıflamaya başlamasıyla Soli için de zor günler başlar. M.Ö. 70’de Armenia Kralı Tigranes, kenti yağmalatıp, halkını göçe zorlar. Böylece, Klikia için yağmacılık, esir ticareti ve kargaşa anlamına gelen korsanlık başlar. Romalı komutan Pompeius’un bölgedeki karışıklılığa bir son vermek için İ.Ö. 67’de yaptığı reformlarla dağdaki korsanların bir bölümü nüfusu azalan Soli’ye yerleştirirler. Grekçe Soloi ile başlayan, Latince Soli olarak kullanılan kentin adı, Pompeiopolis ( Pompeius’un kenti ) olarak değiştirilir. Roma yönetimi ile birlikte kent yeniden canlılığa kavuşur. Roma imparatoru Hadrianus İ.S. 130’da Anadolu’ya yaptığı gezi sırasında Roma’nın bir eyaleti olan Klikya’ya da gelir ve Soli’deki liman çalışmalarına parasal destek verir. Soli, Hıristiyanlık döneminde bir piskoposluk merkezidir. Ancak 525’de büyük bir depremle zarar görür ve VII. yy.’da da Arap akınlarıyla karşı karşıya kalır. Günümüze ulaşmamakla birlikte XIX. yy.’da Soli’ye gelen Avrupalı gezginler, kentte tiyatro, tapınak, hamam gibi yapıların ve Nekropolis’in bulunduğundan söz ederler. Nekropolünde elde edilen farklı gömü teknikleri, Soli’nin farklı etnik gruplarca kullanıldığını akla getirmektedir.

Hayatı

M.Ö 280 yılında Tarsus’ta doğar, babası Apollonius bir yıl sonra(M.Ö 279) Tarsus’tan Soli’ye göç eder. Kimi kaynaklar, Chrysippus’un M.Ö 279’da Soli’de doğduğunu da yazar. Kendisine miras kalan mal-mülk yasal sebeplerle elinden parça parça alındığında ve çok genç yaşında parasız kaldığında, M.Ö 260’larda Atina’ya gitmiş ve orada ilk olarak Platon’un Akademisinin başına geçen Arcesilaus’un (M.Ö 315–240) konferanslarını izlemiştir. Arcesilaus’tan ve Lacydes’ten aldığı mantık ve diyalektik dersleri sonradan onun septisizm (kuşkuculuk) akımına karşı savaşımında etkili olmuştur. Ancak bu derslerde, Platon’un sonraki öğretileri göz ardı edildiği ve Sokrates’in ilk dönem şüpheciliği tekrar edildiği için sıkılmıştır.

Chrysippus, daha sonra Zenon ve Cleanthes’in stoacı felsefesine yönelmiş ve bütün yaşamını bu düşünce dizgesinin oluşumuna ve gelişimine adamıştır. Özellikle Cleanthes’in cömertliği ve inançlarındaki kesinliği, bir öğretmen olarak onun spritüel ve zeki asaleti, günlük yaşamı ile ilgili pratik sonuçlardan korkusuzluğu, Chrysippus’un stoa okulunda kalmasının ilk nedenleridir. Cleanthes bir boksör olmasına karşın konuşmada çok nazik idi ve Chrysippus ise, hiçbir şiddet içeren spor bilmemesine rağmen savaşçı, kavgacı bir dili vardı.

Bu arada Platon’dan da çok etkilenmiştir. M.Ö 206 yılında Atina vatandaşı olmuştur ve aynı yıl ölmüştür.

Tüm hayatı boyunca, bir krala hizmet ederek zengin olma imkânı/fırsatı ve yeteneği olmasına karşın fakir olmuştur. Fakat o hayatının rotasını zengin olmak yönünde çevirmemiştir. Bununla ilgili olarak Chrysippus, “bir filozof, yaşamak için arkadaşlarına ve öğretisine inanmalı ve güvenmelidir” der ve onun yaşantısı bunu, onun küçük geliriyle de yapılabileceğini göstermiştir. Onunla ilgili olan bir başka konu, yazımla ilgili olan Grekçeyi çok kötü kullanmış olmasıdır. Ancak bu Soli’li kişilerin ortak sorunudur. Hatta öyle ki bu dil “Solice” olarak tarihe geçmiştir. Öğrencileri arasında Tarsuslu Zenon, Babilli Diogenes, (ki “Minerva Hakkında” adlı kitabıyla mitosların alegorik açıklamalarını yapmıştır) Tarsus’lu Antipater ( ki bu kişi daha sonra okulunun yöneticisi olmuştur) bulunmaktadır. Stoa okulunun başına geçtikten sonra kendini konferanslara ve yazmaya vermiştir. Laerte’i Diogenes, Chrysippus’suz bir Stoa düşünülmeyeceğini belirtmektedir.

Chrysippus, hiçbir zaman politikaya girmemiş ve Helen Krallarıyla ilişki kurmaktan da özellikle kaçınmıştır. Yazım konusunda olağanüstü yetenekli ve üretkendir. Bu konuda o kadar üretkendir ki, 500 satırdan az yazdığı günler enderdir. Diogenes’e göre toplam 705 kitabı vardır. Bunların 300 kadarı mantık konularına aittir ancak içinde çok fazla alıntılar bulunmaktadır. Onun çok az sözü, Cicero, Plutach, Seneca ve Aulus Gellius gibi filozofların eserlerinde korunmuştur. Chrysippus, mevki ve unvanları her zaman küçümsemiştir. Eserlerini hiçbir zaman prenslere ya da önemli kişilere adamamıştır. Hoşgörülü olması yüzünden çok düşman edinmiştir. “Eğer Chrysippus olmasaydı, Stoacılık olmazdı.” Özdeyişi onun Stoacılığa katkılarını ortaya koymaktadır. Gerçektende onun vasıtasıyla okul, tarikatlara bölünmekten kurtulmuştur.

Birlik Fikrine Ulaşma Yöntemi Olarak Mantık

Chrysippus, özellikle mantık, bilgi kuramı ve fizik üzerine yazmıştır. Stoacı mantık büyük ölçüde Chrysippus’a mal olmuştur. Bu çalışmaları daha sonra Stoiklerin bilim ve matematik konularında ilerlemelerini sağlamıştır. Mantık çalışmalarında kullanılan ‘Disjunction’ terimi Stoiklerin bize kazandırdığı bir terimdir ve Chrysippus’tan türediği düşünülmektedir. Chrysippus, bütün ile tüm ya da evren arasında bir ayırım yapmıştır. Bütün, dünyadır ve tüm dünyayı da içine alan dış boşluktur. Mantık kuramı başlıca ikiye ayrılır: Diyalektik ve retorik. Chrysippus’un diyalektik kavramı, Aristoteles’ten ayrılıp Platon’a yaklaşırken, bir bilim ve şeylerin gerçek doğasını konu alan bir disiplin olarak, dil ve akıl yürütmenin görünümü olan retoriği geçirmiştir. İzlenimlerinden hareketle genel fikirler, kavramlar ve tümel yargılarla dış dünyayı algılayabilen zihin, evrensel akıl(logos) ile özdeştir ve böylece dünyayı deneysel olarak kavrayabilmektedir. Ancak akılla anlaşılabilir gerçeklik, ayrı bir idealar dünyasında değil maddesel dünyanın içindedir. Stoacılar genelde, dünyanın Tanrının kendisi ya da onun ruhunun bir görüntüsü olduğunu öne sürmüşlerdir. Bu ruhun en üstün taraflarını akıl ve mantık oluşturmaktadır. Akıl ve Mantık nedir? Akıl Kama Manastır(1) ve onun işlevi mantık yürütmedir. Akıl yolu ile akıl yürütme (veya muhakeme) o yolu yürüyen analitik düşüncedir. Kama Manas (KM), tez ve antitez denen ikilemle yol alır, Manas ise sentezdir, zekadır. KM ‘a ikilem hakimdir, Manasa zeka yani teklik, hakikat hakimdir. Dolayısıyla gerçeğe yaklaşan bir mantık yürütme Kama Manas’ın başarısıdır.

Chrysippus, Tanrıdan kimi zaman kaderin ve gerekli olaylar zincirinin gücü olarak; kimi zamanda ateş olarak söz etmektedir. Bir bütün olarak evreni Tanrı kimliği ile özdeşleştirip, kutsallaştırmıştır. Dünyanın ve cennetin birliği ve tüm doğalar hepsi birliğin içindedir ve bu birlik, teklik kendi kendini üretmiştir, bir diğeri tarafından yaratılmamıştır. Her şey olayları kontrol ettiğine inanılan güce göre olur. Bu görüşe karşı gelenler olmuştur elbette.

O zaman her şey güç tarafından yönetiliyorsa niçin şeyler var? Eğer birisinin ekini sonbaharda toplaması “güçle” yönetiliyorsa, niçin ilkbaharda ekme sıkıntısına giriyor? Chrysippus bu tür tartışmaları sadece kelime oyunu olarak görmekteydi. Bütün şeyler yönetilir ve bazı şeyler birlikte olur veya kabul edilebilir bir sırayla. Buna çok güzel sözlerle karşılık vermiştir.”uyuyan bir gözcü olamaz.” Veya “ Her şeyin sebebi olan güç mekanik ve kör değildir, doğanın düzeninin gerekliliğidir ve bu gücün kozmik zekaya eşit olduğunu görmek, yalnızca zeki eylemlerle mümkündür.”En küçük bir parçanın düşmesi bile Tanrının iradesine göre, onun kanunları, adaletine göre olabilir; aksi mümkün değildir. Chrysippus Tanrının varlığı hakkında çeşitli kanıtlar sunmaktadır. Bunlardan bir tanesi, düzen içindeki bu dünyada en üst güç akıldır. İnsan bu aklın en iyi örneği değildir, çünkü gezegenleri o yaratmamıştır, daha üst bir örnek olmalıdır ki bu Tanrıdır. Ölüm, ruhun bedenden ayrılmasıdır sadece, aynen evrendeki (universe) maddelerin çözümlenmesi de sonsuz olan kozmosun ruhundan tezahür eden varlıkların ayrılmasıdır. Bu ayrılma sadece durum değişikliğidir. Ruh ölümsüzdür, daima yaşar.

Matematiğe Katkısı

Chrysippus’un matematiğe önemli bir katkısı vardır: Bir sayısı. Birin daha önce bir sayı olarak düşünülmemesi tuhaf gelebilir ancak gerçekte tek bir nesne tanımlanırken sayısal olarak belirtilmesi gerekmemiştir. Buna karşın nesneler ölçülürken, bir, sayı olarak gereklidir. Chrysippus, bir’in statik matematik içerisindeki kullanımının yolunu açmış ve bir sayı olarak benimsenmesi gerektiğini öne sürmüştür.

Ahlaki Öğretisi

O, mantık ve fiziğin yani doğa bilgisinin iyi ve kötüyü ayırmak için gerekli olduğuna inanmaktadır. Chrysippus için, etiği formüle etmeden önce doğanın bilgisi gereklidir. Ona göre mantık ve doğanın değeri bu amaçta yatmaktadır. Ruh, bedende ateşten bir kıvılcım gibidir. İnsan evrensel akıl- logos dan bir pay almıştır. Kavramsal bir düşünce gücüyle, rasyonel bir varlık haline gelir ve evreni bilme düzeyi artar. Böylece, anlayıp bildiği doğada, eğer onun değişmez yasalarına bağlı kalırsa, hem bilgeliği hem de özgürlüğünü kazanabilir. Bu nedenle insan kendisinden pay aldığı logos’a uygun yaşamalıdır. Bu durumda Stoacı etiğe göre mutlak iyi ve gerekli olan tek bir şey vardır: Erdem. Erdemsizlik ise tek kötü şeydir. Erdem, insanoğlunda doğal olarak bulunmamaktadır.

Chrysippus’a göre erdem sonradan yaşam deneyimi ve eğitim aracılığı ile kazanılmaktadır ve yalnızca olgun bir kişi tarafından elde edilmektedir. Bu insan iyi ile kötüyü ayırt edebilecek ve böylece hatalı düşünce ve yanlış yargılamadan kaçınacaktır. Çünkü bilinçsizce davranmak ve bilgisiz olmak erdem değildir. Bu durumda erdem tektir. Kişi ya erdemlidir ya da değildir. İnsanları yalnızca erdem mutluluğa ulaştırır.

Kişinin erdemli yaşaması kendini gerçekleştirmesi anlamına gelmektedir. Bunu yapabilmesi ancak kendisini düzene sokmasına bağlıdır. Erdemli bir biçimde yaşamak, Chrysippus’un “Definibus” adlı eserinin birinci kitabında söylediği gibi, doğanın fiili akışına ilişkin deneyimine uygun yaşamaya eşdeğerdir; çünkü bireysel doğalarımız bütün evrenin doğasının parçalarıdır. Amacın, doğaya ya da bir başka deyişle, evrenin doğasına olduğu kadar kendi doğamıza uygun yaşam; yani her şeyde ortak olan yasa, var olan her şeye yayılmış doğru akıl tarafından yasaklanan, her eylemden sakındığımız bir hayat olarak tanımlanabilmesinin nedeni budur. Erdem, ruhun bir kalitesidir ve erdem eksikliği, beden sağlığı kadar insanın psikolojisi ve zihinsel bedenini de etkiler.

Chrysippus, vücudu ve hastalıklarını karşılaştırmış ve sağlıklı bir bedenin sağlıklı bir zihin içinde olduğunu ve bunların uyumunu öğretmiştir. Asalet doğumla gelen bir şey değildir; çünkü çok az bir kısmı spritüelatalarının farkında olmasına rağmen, bütün herkes, aynı kökten gelmiştir; gerçek asalet erdemlerin uygulanmasıdır.

(1) Kama – Manas, “Arzulu Akıl”, ya da “ Arzularla Bezenmiş Akıl” anlamında Sanskrit dilinde zekayı belirtir. Hint felsefesinde insanın yedi katlı yapısındaki beşinci plandadır.

                                                                                                                                                                                                                                                                                Oya Uysal

                                                                                                                                                                                                                                                                         Yeni Yüksektepe Dergisi, Sayı: 43

KAYNAKÇA

1. Felsefe Sözlüğü, Orhan Hançerlioğlu

2. Felsefe Tarihi, Macit Gökberk

3. Theosophy. org.

4. Remzi Yağcı, Soli’nin Ünlüleri III,Khrysippus, İçel Sanat Klübü Aylık Bülteni, Şubat 2002

5. Remzi Yağcı, Soli/Pompeiopolis 2002 kazıları, İçel Sanat Klübü Aylık Bülteni, Ocak 2003

6. Antik Anadolu Coğrafyası, Strabon, xıv.v.8, Arkeoloji ve Sanat yayınları, İstanbul, 2000

7. İlk Çağ Felsefesi Tarihi, A. Cevizci, Asa yayınları, 2000 , Bursa

 

 

Bu içeriği paylaş!