Pitagorasçılara Karşı Ayaklanmaların Sebepleri

Pitagorasçılara karşı mücadele edenler eksik olmamıştır. Bazılarına göre Pitagoras’a doğuya yaptığı bir seyahat sırasında bir komplo kurulmuş ve Siro’lu Ferecide tarafından tutsak edilmiştir. Bazılarına göre ise Metaponto’da tutsak düşmüştür. Bu komplonun değişik sebepleri olduğundan söz edilmekte, bunun Krotonlu Cilone yandaşlarının işi olduğu söylenmektedir. Krotonlu Cilone, kendi ülkesinin zengin ve meşhur bir şahsiyeti olmakla beraber yabani, şiddet dolu, sükunetten yoksun, tiranik eğilimli birisiydi ve Pitagoras’ın topluluğuna katılmak için büyük bir arzu duyuyordu. Pitagorasın artık çok yaşlı olduğu bir dönemde huzuruna çıkmış; fakat yukarıdaki sebeplerden reddedilmişti. Bunun üzerine Cilone ve destekçileri Pitagoras ve öğrencilerine karşı büyük bir kampanya başlattılar. Gururları o derece kırılmıştı ki Pitagorasçıların sonunu getirmeye and içtiler. Bu yüzden Pitagoras Metaponte’ye hareket etmiş ve bir söylentiye göre orada ölmüştür. Ancak Cilone ve yandaşları düşmanlıklarını sürdürerek saldırılarına devam ettiler. Ama Pitagorasçılar o kadar dürüsttü ki halk her şeye rağmen şehri onların yönetmesini istiyordu. Büyük bir eziklik içinde olan Cilone ve yandaşları, Pitagorasçılar Kroton’da Milone’nin evinde politik meseleleri görüşmek üzere toplantı halindeyken evi ateşe verdiler. Kaçmayı başarabilen iki genç Pitagoras’çı, Archippo ve Liside dışında geri kalanlar yangında öldü. Şehir bu ciddi olaya hiçbir tepki göstermeyince Pitagorasçılar, politikayla bütün ilgilerini kestiler. Bunun iki sebebi vardı: birincisi, şehrin bu kötülüğe karşı gösterdiği ilgisizlik ve ikincisi de politika sanatındaki en büyük temsilcilerini kaybetmiş olmalarıdır. Archippo memleketine döndü. Liside ise Yunanistan’a gitti ve Thebes şehrine yerleşti; orada kabul görüp “Baba” olarak isimlendirildi. Archita’nın ardından tüm diğer Pitagorasçılar İtalya’yı terk etti ancak Reggio’da biraraya gelerek adetlerini sürdürdüler. (Pitagorasçılara karşı ilk katliamın daha Pitagoras hayattayken olduğu ve Milone’nin evinin, onun ölümünden sonra yakıldığı biliniyor). Böylece yavaş ve onurlu bir şekilde ortadan kalktılar ama hayatları boyunca adetlerini ve öğretilerini korudular. Buraya kadar anlatılanlar Aristossero ve Nicomacos’un anlattıklarıdır. Bunların Pitagoras’ın Delo’dayken meydana geldiğini sadece Nicomacos bildirmektedir.

Başka yerlere gidip öğretiyi yayan Pitagorasçılara ilgi artık eskisi gibi değildi. Bu nedenle sessiz ve içlerine kapanık bir hale gelip kendileri dışındaki kimselerle birlikte olmamaya başladılar. Buna rağmen felsefenin korunması için ellerinden geleni yaptılar çünkü kendilerine verilen bu büyük hediyeyi yok ettikleri için tanrıların onlardan nefret etmesinden korkuyorlardı. Bazı öğreti, sembol, orijinal metin ve eserler ölene kadar korundu ve ölürken çocukları, bunları hiçbir yabancıya vermemeleri konusunda uyarıldı ve böylece bu metinler nesiller boyu arzu edilen bir şekilde korundu.

Apoloneus’da ise bir başka anlatımla karşılaşıyoruz ve anlattığı bazı olayları başka bir kaynakta görememize karşılık Apoloneus da bir kaynak belirtmiyor.

Apoloneus’a göre Pitagoras, her zaman halk tarafından saygı gördü, fakat etrafındakiler çoğalınca sadece kendi öğrencileriyle görüşmesi yüzünden ve bazı kışkırtmaların etkisiyle genel bir düşmanlık kazandı. Buna ek olarak, gençlerin ebeveynleri, çocuklarının ailelerinden koptuğunu ve şehirle ilgili ünvanlardan yoksun kaldığı suçlamalarında bulunuyorlardı. Söylendiğine göre üçyüzün üstünde olan sayılarıyla Pitagorasçılar her zaman azınlıktaydılar ve sayıları hiçbir zaman tek başlarına yönetimde bulunmalarına yetmedi. Pitagoras Kroton’u terk ettikten sonra eski yönetime bir alternatif bulunamadı. Kısa bir zaman sonra hoşnutsuzluk baş gösterdi ve yönetimi değiştirebilmek için fırsat kollandı. Fakat Sibari’nin işgalinden sonra halkın isteği olan ülkenin paylaşılması fikrine karşı çıktıkları için (Pitagoras Kroton‘u terk ettiğinde ) halkın nefretini kazanarak halk tarafından terk edildiler. Böyle bir ortamda Pitagorasçıların tavırları, sıradan insanların tepki ve hareketlerinden çok farklıydı. Bazı adetleri de kitleyi rahatsız ediyordu: mesela güneşin doğuşundan sonra uyumuyorlar ve ilahi bir figür taşıyan yüzük kullanmıyorlardı, çünkü bunların bir cenazede veya temiz olmayan bir yerde kirlenmesini istemiyorlardı. Aynı zamanda tanrı figürü taşıyan mühür amaçlı yüzüklerini de mürekkeple kirlendiği için kullanmıyorlardı.

Suçlanan diğer adetleri de şuydu: derin düşünmeden, sorumsuzca hiçbir iş yapmıyorlardı. Sabahları ne yapacaklarını belirliyor, akşam ise yaptıklarını gözden geçiriyorlardı. Böylece düşünceyi ve hafızayı geliştiriyorlardı. Hayranlık yaratan bir başka adetleri de bir kardeşleriyle belli bir yerde buluşmayı planladıklarında buna sadık kalabilmek için gece gündüz çok dikkatli davranıyorlardı. Pitagorasçıların akrabalarına hoş görünmeyen adetlerinden biride kendi aralarında el sıkışırken, diğerleriyle sıkışmamaları (aileleriyle bile) ve mal varlıklarını ortak kullanarak ailelerine mallarının idaresini ve miras hakkını bırakmamalarıydı.

Binler meclisinden Ippaso, Diodorus ve Teage, meclisteki vekillerin rastgele seçildiğini öne sürerek halkın tamamının meclise katılması gerektiğini ileri sürdüler. Fakat Pitagorasçı Alcimaco, Diraro, Metone ve Democede bu öneriye itiraz etti ve bunun vatanın yapısını çökerteceğini söylediler. Buna rağmen halk meclise katıldı ve hatip Cilone ve Ninone, Pitagorasçıların sırları diye uyduruk bazı metinler üzerinde bir suçlama ve kışkırtma konuşması yaptı: Örneğin: Dostları, tanrıları onurlandırdığınız gibi onurlandırın, diğerlerini ise hayvan yerine koyun. Ninone, Homeros’un “Halkın çobanları” ile ilgili mısralarını Pitagorasçıların aleyhine kullanıp sanki onları halkı, havyan ve köle yerine koyup tiranca amaçları varmış gibi göstermeye çalıştı. Hatta Pitagorasçıların konuşma yapmamasını, dinlenmemesini, çünkü eğer Pitagorasçıların önerisi kabul edilseydi halkın mecliste bile olamayacağını söyledi. Traente nehrinde 300 bin kişiyi yenen bu halkın, kendi memleketinde bunun binde biri kadar olan insanlara yenilmesinin utanç kaynağı olması gerektiğini söyledi.

Halk o derece kışkırtıldı ki, birkaç gün sonra bir evde Musalara sunu veren Pitagorasçılar, katledilmek istendi. Ama bu kez çabuk davranıp kurtuldular. Peşlerine bir birlik takıldı ve başlarına para ödülü kondu.

Genel suçlama, Pitagorasçıların gençleri bir tiranlık altında yönetmeye niyet etmeleriydi. Ancak birkaç yıl içinde Kroton kötü bir duruma düştü; kışkırtıcı popüler meclis vekilleri para hırsıyla ülkeyi felakete sürüklediler ve ülkeyi aralarında bölüştüler. Birkaç yıl sonra bu kişiler ölünce halk, Pitagoras’a merhamet edip Pitagorasçıları Kroton’a davet etti. Delfi’de yapılan bir anlaşmayla altmış kadar Pitagorasçı ülkeye döndü. Bu dönemde Kroton’da şu meşhur laf pek popüler oldu: “Ninone’ninki gibi zamanlarda değiliz artık” bu söz, kışkırtıcıları kasteden ve pişmanlık içeren bir sözdü. Bu Pitagorasçıların tümü, Turii ülkeyi işgal ettiğinde şehit düştü. Bunun üzerine Kroton vatandaşlarının, Pitagorasçılar hakkındaki görüşleri kökten değişti: Önceleri Pitagoras’ın tavsiyesi üzerine onurlarına bir tapınak inşa edilmiş olan Musalar kültünün daha fazla kabul görmesi ve toplumsal olarak Musalara sunu vererek yaşanması gerektiğini kabul ettiler.

Pitagoras Haleflerinin Sonu

Pitagoras’tan sonra okulun başında evrensel üne sahip Damofonte’nin oğlu Kroton’lu Aristeo vardı. Pitagoras yaklaşık yüz yaşına kadar yaşadı ve 39 yıl okulu yönettikten sonra yönetimi Aristeo’ya bıraktı. Aristeo, öğretiye çok büyük bir yetkinlikle hakimdi ve Pitagoras’ın çocuklarını da eğitmişti. Okulun başına daha sonra da Krotonlu Gartida ve Aresa getirildi.

Okulun Kaynağı

M.Ö. VI. Yüzyıla doğru ilginç bir fenomen oldu: İonya sahillerinde ortaya çıkan felsefi hareketler, Pers istilaları nedeniyle bulundukları yerlerden, Küçük Asya’dan ayrıldı ve daha batıya, adalara, özellikle de İtalya’nın güneyine, Magna Grek (Büyük Yunanistan) olarak adlandırılan bölgeye doğru hareket etti ve burada yerleşti. Tarihi olarak bu olayla yakın bir şekilde ilgilenen ve ele alan Aristotales bu filozofların tarihini inceler ve İtalya Okulun’dan söz eder. Magna Grek’te yerleşen bu filozoflar ve felsefi okulların tümü İtalyan Okulu olarak adlandırılır.

Bir okul olarak Pitagorasçılık, bu göçe tabi kalan filozofları içinde barındırır ama onların bir devamı olduğu da söylenemez. Julian Marias’ın da belirttiği gibi, Pitagorasçılık, Grek tarihinin ve özellikle de Felsefe tarihinin en karanlık ve karmaşık meselelerinden biridir. En ilginç ve gözden kaçan yanı, aniden ortaya çıkmış olmasıdır. Tarihçiler, böyle bir okulu ortaya çıkaracak ön oluşum olmadan okulun şekillenmesi konusunda hemfikir değillerdir. Her şeye rağmen Pitagoras okulu bir bütün olarak, kesin yasaları olan, olgun kişilerden oluşan, olgun bir okul olarak ortaya çıkar. Kısacası, önce Pitagoras, sonra Pitagorasçılardan oluşan bir okul olma süreci geçerli değildir.

Fakat bu ani ortaya çıkışlara ve tarihin gidişini kısa zamanda fikirsel, kültürel, bilimsel, politik, sanatsal olarak değiştiren soluklu felsefi hareketlere insanlık tarihi yabancı değildir. Eğer tarihçi veya araştırmacı, daha başka zamanlara, özellikle ani değişim odaklarına bakarsa aynı “ani ortaya çıkışlar”a rastlanır. Kişi İnisiyasyon geleneğinin gerçek anlamını ve amaçlarını bilirse, bu ani ortaya çıkışlarda şaşılacak bir şey yoktur; ama eğer olaya, daha mekanik ve sadece kronolojik bir açıdan bakılırsa çok belirsiz ve tuhaf bir durum ortaya çıkar.

Croton Okulu

Pitagoras’ın okuluyla ilgili birçok bilginin dolaylı, hata çarpıtılmış, genelleştirilmiş olduğunu, yorumların içinde bulunulan gerçeklerin çok uzağında yapıldığını hatırlamak gerekir. Örneğin okulun tüm öğrencileri aynı kural ve adetlere tabi değildi. Mesela bakla gibi bazı tür bitki ve bazı hayvanların etlerini yemedikleri, hayvansal lif kullanmamaları nedeniyle yün giyecek giymedikleri, ateşi metalle değil de odunla karıştırdıkları gibi adetleri olduğu doğrudur. Fakat bunlar sürekli uygulanan şeyler değil, genellikle törensel amaçlarla ve belirli egzersizleri yaptıkları dönemlerde söz konusu olan şeylerdi. Bakla, fazla metal içerdiği için bazı egzersizlerin yapıldığı günlerde özellikle yenmezdi; bazı törenlerde aynen Mısır Rahiplerinde olduğu gibi, hayvansal kökenli olduğu için yün elbise giyilmez, daha çok beyaz keten kullanılırdı; ateş sadece, törenlerde odunla karıştırılırdı… burada törensel amaç ve unsurların ilişkisi söz konusudur ve bu yazının sınırlarını aşmaktadır.

Akuzmatikler ve Matematikçiler

Okulda, karakter ve insiyatik derecesine göre iki çeşit öğrenci vardı: Akuzmatikler ve Matematikçiler. Akuzmatikler, beş yıllık sessizlik dönemi de olan “Denemede olanlardı”. Matematikçiler ise “üyelerdi”.

Pitagorasçıların Aristokrasiye karşı bir nefreti söz konusuydu, çünkü tam bu insan tipi tarafından sürüldü, öldürüldü, evleri ve okulları yıkıldı. Fakat bu nefret edilen aristokrasi, Platon’un (Eflatun) da bahsettiği gibi, artık insani değerlere dayanan bir aristokrasi olmaktan uzaklaşmış, dışsal bir hiyerarşiye, zenginlik ve güce dayanan bir aristokrasi haline gelmişti. Platon da Pitagoras gibi, insani değerler ve asalet açısından “daha iyilerin” bilenlerin, daha bilge ve adil olanların daha yeni, dinamik ve genç olanların yönetmesine dayanan bir aristokratik yapıyı öngörmekteydi.

Pitagoras, Croton Okulu adaylarını liyakatlerine göre gruplara ayırıyordu. Çünkü herkesi doktrinden ayırıp uzak tutmak veya tüm doktrini herkese açmak, iletişim ve eşitlik ilkelerine karşıttır. Bazılarına, doktrinin sadece uygun kısımlarının verilmesi dahi adil ve mutluluk verici bir durumdur. Matematikçiler, Pitagoras’ın asıl öğrencileriyken Akuzmatikler kendilerini Matematikçilerin taklitçisi ve benzeri olarak görürlerdi. Pitagoras, Matematikçiler için şahsi malların ortaklığı ve sürekli komün hayatını öngörmüştü. Akuzmatikçiler için ise şahsi mülkiyet edinme hakkı saklı kalmıştı, ama toplu çalışmalar için aynı yerde, bir araya geliyorlardı.

Akuzmatiklerin felsefesi kanıtlanmamış beyanlardan oluşmuştur ve her türlü kanıttan yoksundur. Örneğin “böyle davranmak gerekir”. Ayrıca, Pitagoras’ın söylediklerini ilahi dogmalarmış gibi muhafaza etmeye çaba gösterip kendileri hiçbir şey söylememiş ve bunu gerekli de görmemişlerdir. Bu “akuzmatikler” üç gruba ayrılır:

- Birinci grup şu soruya cevap verir:

“Nedir” Örnek soru: “ Delfi kehaneti nedir?” Cevap: “Tetrad’dır ve bu aynı zamanda Sirenlerin ahengidir:”

- İkinci grup şu soruya cevap verir: “Her şeyden daha …. Olan şey nedir?” Örnek soru: “En doğru şey nedir?” Cevap: “fedakarlık”. “En bilge olan şey nedir?” Cevap:”Zeka” En zor olan şey nedir? Cevap:”Alışkanlığı takip etmek.”

- Üçüncü grup: “Ne yapılması ve ne yapılmaması gerekir?” sorusuna cevap verir. Örneğin: “İlk önce sağ ayak ayakkabısı giyilmelidir” “Halka açık hamamlarda yıkanmamak gerekir.” “Çocuk yapma amacıyla zengin bir kadınla yakınlaşma!”. Bir tanrı figürü taşıyan yüzüğü mühür olarak taşıma, çünkü tanrıyı kirletmemek gerekir. Bu tür şeyler evde muhafaza edilmelidir. “Beyaz Horoz kurban edilmemelidir; çünkü bu tanrı Men’e adanmıştır ve horoz saati haber verendir”. “Nasihat isteyene en iyisi dışında nasihat edilmemelidir, çünkü nasihat kutsal bir şeydir.”

Bu gruplarda, bazen söylenene bir sebep, mantık gösterilirken, bazıları kanıttan yoksundur. Söylenenlere eklenen şeyler Pitagorasçılara ait değildir, gerçeğe yakın bir mantık ve açıklama getirmeye çalışmış yabancılar tarafından eklenmiştir.

Neyin yapılıp neyin yapılmayacağı konusunda ilahiyet göz önünde bulundurulmuştur. Bu, onların hayatlarını yönlendiren ilkeydi, yani ilahi olanı takip etmek. ”Felsefenin anlamı da budur; zira insanlar; tanrılar yerine başkalarından iyi şeyler bekledikleri zaman gülünç bir duruma düşerler. Tanrı gerçekten vardır ve o her şeyi yönetir; bu nedenle iyiyi ondan istemek daha uygundur”.

Pitagoras tüm bu söylevleri ve bunun yanı sıra tüm mantığını ve ispatlarını da vermiştir. Fakat her seferinde katılan insanların sayısının artması ve gelişmemiş olmaları, mantık ve ispatların yok olmasına ve geriye sadece “problemler”in kalmasına yol açtı.

Pitagorasçılar (Matematikçiler), Akuzmatiklerden farklı olarak onların öğrendiklerinin doktrinine ait tüm bilgileri biliyorlardı.

Pitagoras Ionya’ya geldiğinde, şehrin ilk vatandaşları onun dostu oldu ama bu kişilerin aktif bir şekilde politikanın içinde olmaları ve ilerlemiş yaşlarından dolayı kendilerini etüd etmeye ve bilimsel ispatlamaya adamaları oldukça zordu. Bu nedenle Pitagoras onlarla sade ve basit bir tarzda konuştu. Bu şekilde Pitagoras’ın söylediklerinin ispatı, gerekli çaba ve bilimsel disiplin alıcısı olmadığından geri planda kalmıştı.

Buna karşılık, genç olanlar, eğitilebilir ve öğrenmeye yatkın olduklarından Pitagoras tarafından ispatlama ve bilimsel disiplin konularında eğitilirlerdi. Bu son gruptan “Matematikçiler” çıkardı.

Pitagoras’ın dinleyicilerinden söz edildiğinde, perdenin dışında veya içinde, görerek dinleyen veya görmeden dinleyen, iç veya dış olarak sınıflandırılmış olanlar “politikacılar”, “idareciler” ve “kanun koyucular” olarak anlaşılmalıdır.

Pitagoras’ın Öğrencilerini Eğitim Tarzı

Pitagoras, her şeyden önce, deneme döneminde adayların susabilme kapasitesi olup olmadığını gözlerdi. Öğrendikleri, duydukları konusunda sessizliklerini muhafaza edip etmediklerine, sonra da saygılı ve edepli olup olmadıklarına dikkat ederdi. Kısacası, konuşmadan çok susmaya önem verirdi. Adayları diğer açılardan da sınava tabi tutardı: tutku ve arzularının aşırı olup olmadığını gözler; adayların öfke ve arzuya yenilmesine izin vermezdi. Ateşli ve tutkulu kişiler ya düşmanlığa ya da dostluğa eğilim gösterirler. Bu özenli gözlemler sonucu iyi adetlerin var olduğunu görürse, o zaman da adayların öğrenebilme ve hafıza kapasitesini sınardı: İlk önce sözleri ve konuşmaları hızlı ve emin bir şekilde takip edip etmediklerine ve daha sonra da öğrendikleri şeylere aşk ve ölçünün eşlik edip etmediğine bakardı. Eğer yetenekli bir doğaya sahip olduğunu tespit ederse onları “katartysis” ya da “Hazırlık” olarak adlandırırdı.

Ruha ait sertliği hayatın yasasına karşı bir şey olarak görüyordu, çünkü ruh sertliğine eşlik eden şey patavatsızlık, utanmazlık, ölçüsüzlük, uygunsuzluk, anarşi ve benzeri şeylerdir. Bununla birlikte iyi ve usta bir kişide de bunun tersi nitelikler olurdu. Bu konularda adayları deneme döneminde gözlemler ve bu amaçla egzersizler yaptırırdı. Onun bilgeliğine karşı yetenek ve deha gösterenlere bilimlere başlamak üzere rehberlik ederken yetenek göstermeyen adapte olamayanları yabancı bir unsur olarak görür ve uzaklaştırırdı.

Sembollerle Felsefe Eğitimi

Sembollerin eğitimde kullanımı Grekler arasında çok eskilere dayanır ve bu adet ve yöntem çeşitli yollarla Mısır’dan gelmiştir. Sembollerle eğitim, Pitagoras’ın okulunda özellikle önemliydi. Öğrencilerinin Pitagorik sembolleri ne derece açık ve anlamlı ifade edebildiklerine bakardı. Bunu başarabilenler gençlerden ziyade, Pitagoras’ın çağdaşı (hali hazırda yaşlanmış) müritleriydi: Fiolaos, Eurito, Caronda, Brisone, Aristeo, Lisides, Empedodes, Lösipus, Hippaso, Timarida… Bu kişilerin kendi notları ve yayınları olmuştur. Ve bu yayınların büyük bir bölümü günümüze kadar ulaşmıştır. Bunlar kolay anlaşılabilir, açık, güncel popüler konular olmayabilir çünkü Pitagoras tarafından konmuş ilahi gizemler konusundaki sessizlik şartına uymaktaydılar. Bu öğrenciler, İnisiye olmayanların anlayamayacağı bir dil kullanıyor ve anlatmak istediklerini sembollerle ifade ediyorlardı. Bu semboller, dikkatle incelenip yorum aracılığıyla anlaşılmazsa dışrak olarak gülünç ve boş görünebilir, ama doğru şekilde incelenir ve yorumlanırsa çok açık ve net bir hale gelirler. Bu şekilde sembollerin içindeki derin düşünce ve ilahi ilham açığa çıkar. Fakat bunların yorumları her zaman ilahi gizemler konusunda inisiyasyon almış kişilere aittir.

Kroton’da Müzik Eğitimi ve Müziğin Kullanımı, Terapi

Müziğin, insan sağlığına çok faydası olduğuna inanılıyordu ama sadece uygun şekilde kullanıldığında. Müziği doğrudan bir “katarsis” aracı olarak kullanıyor ve müzikle tedaviye “katarsis” diyorlardı. İlkbaharda, müzikal bir egzersiz uygulanırdı. Ortada lir çalan bir kişinin etrafında halka şeklinde şarkıcılar otururdu. Bu şekilde, lir çalanın eşliğinde bir “Peana Korosu”(1) oluşur ve şarkı söylenirdi.

Yılın diğer dönemlerinde ise müzik tedavi amaçlı kullanılırdı. Ruhun bazı tutkularını tedavi etmek için özel bir melodi kullanılırdı. Ölçüsüz tutku ve arzular içinse diğer özel müzikal yöntemler işin içine girerdi.

Pitagoras, flüt sesinin şiddetli ve asaletten yoksun bir ses olduğu kanısındaydı. Eflatun’un da öngördüğü gibi yaylı çalgıları daha uygun görüyordu.

Ruhu değiştirmek için Homeros ve Hesiodos’tan da dizeler kullanılırdı. Uyumadan önce Pitagorasçılar, günün yorgunluğu ve olumsuzluklarından arınmak için özel melodi ve şarkılar kullanılırdı. Uyandıklarında ise uykunun ataletinden kurtulmak için melodiler vardı ve bazen bunlar sözsüz müzik olurdu. Obsesif haller ve hastalıklara karşı da şarkıyla tedavi uygulanırdı.

Felsefe ve İlk Defa Filozof Olarak İsimlendirilen Kişi

Pitagoras’ın “Filozof” olarak adlandırılan ilk kişi olduğu söylenir.

Pitagoras’a göre insanın hayata başlayışı, kitlelerin dinsel bir kutlama yerine ya da stadyuma gelmesi gibidir. Bu tür kutlamaların yapıldığı yerlerde toplanan çeşitli insanlar gibi (ki kimisi mal satmaya, kimisi şan uğruna fizik gücünü göstermeye, kimisi bu en asil olanıdır; bu insan türü, güzel sanat eserlerini ve kahramanca davranışları görüp hayran olabilmek için bir araya gelir.), hayatta da değişik amaca sahip insanlar aynı yerde toplanırlar. Bunlardan bazısını para arzusu, bazısını yönetme hırsı, kibir ve unvan tutkusu yönlendirir. Fakat en saf ve temiz insan doğası, en güzel şeyler üzerine düşünen insandır, bunu harekete geçiren ve uygulayan insana da “filozof “ denmiştir. İlk (veya Bir) O’nun için, sayının doğasıydı ve her şeyin içine nüfuz etmiş olan ve tüm evrenle ona uyumlu bir birlik oluşturan şeydi. Bu nedenle güzel olarak adlandırılan her şey yukarıda söylenenlerle işbirliği içindedir. Bu nedenle felsefe, bunun üstüne yoğunlaşmış düşüncedir.

O halde, Pitagoras’a göre, insanların kusurlarından arınıp düzelmesine katkıda bulunan bu iç ruhsal formasyon için çaba göstermesi güzelliktir.

Pitagoras’ın Eğitim Anlayışı, Öğrencilerinin Ruhunu Müzikle Değiştirmesi ve Bu Değişimin Öğrenciler Üzerindeki Muhteşem Etkisi

Pitagoras, ilk tedavinin hassas idrakın geliştirilmesi olduğuna inanıyordu; güzel şekillerle ve figürlerin, güzel ritimler ve melodilerin idrak edilmesinin önce müzik aracılığıyla gerçekleşebileceğine işaret ederdi. Belki de ritim ve melodiler, öğrencilerin aşırı ruhsal hallerini, ruhun özelliği olan denge ve sükûnet durumuna sokmada yardımcı oluyordu. Bu şekilde psikolojik ve fiziksel hastalıklar tedavi ediliyordu. Ama her şeyden önce, öğrencilerin ruhsal kutuplaşmalarını dengeleyen müziksel düzenlemelerin sonuçları dikkate değerdi: acı nöbetleri, saplantılar, kıskançlıklar, saçma korkular, depresyonlar vs. tedavi edilirdi. Bunlardan bazıları erdemler yoluyla, uygun ahenkli müzik ve bazı ilaç karışımları da kullanılarak tedavi edilirdi.

Akşam yatağa girmeden önce Pitagoras, öğrencilerin gün boyunca öğrencilerin karşılaştıkları olumsuz etkileşim ve zihinlerini kızıştıran zihinsel gürültülerden arındırdı. Bu şekilde öğrencilerin uykusu daha dingin olur, bu da iyi ve ilahi rüyaların görülmesine zemin hazırlardı. Sabah uyandıkların da ise onları gecenin etkisiyle oluşan bedensel hissizliklerden kurtarırdı. Bunun için özel şarkılar ve buna eşlik eden lir; yani çalgı aleti veya ses kullanmazdı. Bunun yerine, eski bir ilahiyetin yardımıyla kulağını ve zihnini kozmos’un ahengine odaklayarak evrensel ahengi idrak eder ve evrenin içinde hareket eden gezegenlerle yıldızların bilgisine ulaşırdı. Bu ahenk, insanların yaptığı müzikten daha arı ve daha saf bir müzikti. Gezegenlerle yıldızların kendi içlerinde ve dolaşımlarından kaynaklanan seslerinin karşılıklı etkileşimi ve çeşitliliği mükemmel bir müziksel oranla ahenkleşir ve sözünü ettiğimiz arı ve mükemmel müziği yaratırdı.

Pitagoras, zihnini düzene sokmak için bu müzikle beslenirdi, aynen bir atletin bedeniyle çalışması gibi. Aynı zamanda, elinden geldiğince, öğrencileri için, ses veya müzik aletleriyle bunların modellerini taklit etmeye çalışırdı. Bu şekilde, şeylerin özüne, arketiplere bakamayanların, aynen kuvvetli güneşe bakamayıp, onun sudaki veya buharlı aynadaki yansımalarını seyretmeleri gibi bir etki yaratırdı.

Spirütüel Katarsis(2) ve Felsefeye Hazırlık Olarak Arkadaşlık Tedavisi

Ruh da dahil olmak üzere, düşüncenin arındırılması için de Pitagoras bazı başka egzersizler kullanırdı. Tüm gücün bilime ve incelemeye yönlendirilmesinin zorunlu olduğuna inanır ve bunun için öğrencilerine çeşitli kanıtlar sunardı. Aynı zamanda insanlar için ödül ve cezaya inanır ve insanların içinde doğuştan var olan frensiz arzu ve ölçüsüzlükler için ödül ve cezalandırma yönteminin uygulanmasını zorunlu görürdü. Denemenin, ödül ve cezanın insan ruhunu nihai kesinliğe götürdüğüne ve kötülüğe eğilimli insanların bu kesinliği değiştiremeyeceğini söylerdi. Öğrencilerinin beslenmesi konusunda hayvansal gıdalardan ve gözleme ve arı düşünceye engel teşkil eden yiyeceklerden uzak durmalarını öğretiyordu. Dili frenleyebilmek ve dile hâkimiyet yıllarca süren egzersizler gerektirirdi. Katı ve yorulmak bilmez araştırma ve zor şeylere dair bilgilerin tekrar tekrar incelenmesi, şaraptan uzak durulması, yemek ve uyku konusunda ölçülü olma, sürekli olarak kibir şan, şöhret arayışının yanı sıra, zenginlik ve benzeri şeylerin küçümsenmesi. Yaşlılara karşı samimi bir saygı, çağdaşlarına karşı hayırseverlik hissi, gençlere karşı koruyucu bir endişe ve yol göstericilik (kibir olmadan), herkesin herkesle arkadaş olması: tanrıların insanlarla arkadaşlığı, bedenin rasyonel kısmının irrasyonel kısmıyla arkadaşlığı. İnsanların arkadaşlığı, vatandaşların arkadaşlığı, (sağlıklı bir yasallık anlayışıyla), doğanın doğrudan tanınması yoluyla yabancılarla arkadaşlık, sıkı ailevi birlik aracılığıyla kocanın eşi veya kardeşleri ve akrabalarıyla arkadaşlığı.

Sonuç olarak herkesin herkesle arkadaşlığı ve adil ve doğal komün hayat anlayışı aracılığıyla mantıktan yoksun bazı hayvanlarla olan arkadaşlık. Sağlık aracılığıyla bedenin kendi içindeki arkadaşlığı ve beden içindeki bulunan uyuyan yeteneklerin bedenle arkadaşlığı, bunlara ve ölçüye uygun hayat rejimi ve evrenin elementlerinin bereket ve sağlığının taklit edilmesi. Pitagoras, tüm bunları içeren ve özetleyen tek bir şey olduğunu keşfetti: arkadaşlık. Takipçilerine, uykuda olduğu kadar uyanıkken de tanrılarla iç içe yürüyen bir hayat birliği önerdi.

Öğretisi Hakkında

Bazı tarihçilere göre Pitagoras matematikle hiçbir zaman ilgilenmemiş, fakat öğrencileri ilgilenmiştir. Pitagoras’ın öğretisi bölük pörçük, birbirinden ayrı ilgisiz bir öğretiler yığını değildir. Aksine evrenin ve insanın başlangıcından yola çıkılarak her şey, bir sebep sonuç ilişkisine dayandırılmış, birbiriyle ilişkilendirilmiş ve insanın o ilk arketiplerine, saf kaynaklarına geri dönüşü sağlayabilmek için inisiyatik bir eğitim ve formasyon süreci belirlenmiştir. Böyle bir öğreti içinde, öğrencilerinin matematik çalışmış olması ve Pitagoras’ın çalışmamış olması mümkün müdür? Mesela Pitagoras’a ait müzik, astronomi gibi bilimlerin kökeninde matematik vardır.

Açıktır ki müziksel notalar arasındaki durakları gezegenler arasındaki mesafeyle özdeşleştirebilen bir kişi, o mesafeleri ve dolayısıyla gezegenlerle notalar arasındaki ilişkileri de biliyordu. Pitagoras, sayılar, geometri ve üçüncü boyuta sahip yapıların bilimini bilmekteydi, çünkü Premordial İdeadan (İlksel fikirden)yola çıkarak sayı olarak ilk ifadeyi, daha sonra üç boyutlu geometrik bir yapıya dönüşen progresif diziyi ilk bulanlardandı.

Pitagoras’ın okulunda dindar bir uygulama söz konusuydu ama burada dinden anlamamız gereken, manevi olanın doğrudan tecrübesidir; dinlerin aşkın birliğinin yaşanmasından kaynaklanan bir disiplindir; popüler anlamda bir dindarlık söz konusu değildir. Her zaman olduğu gibi matematikçi inisiyeler vardı ve bugün olduğu gibi din ve temel bilimler birbirinden ayrı kabul edilemezdi. Bu anlamıyla Pitagoras’ın okulundaki hayatın sabah uyandıktan gece uyuyana kadar dinsel olduğunu söyleyebiliriz. Çeşitli törenler ve bayramlar kutlanır ve bir yaşam şekline dönüşen bir dizi ahlaki kurallar uygulanırdı.

Pitagorasçıların uyguladığı dinsel formül Orfik ve Dionisos Gizemleriyle ilgiliydi. Böylece tüm Pitagorik öğretilerde Orfeus ve Dionisos Gizemleri ile bir ilişki vardı.

Yedi telli lir çalan, yani insanı oluşturan yedi boyutu ahenk içine sokan ilke Orfeus, Güzellik ve Ahenk aktarmaktadır. Orfeus’un yaptığı her şeyde, Estetik aracılığıyla aktarılan Güzellik ve Müzik aracılığıyla aktarılan Ahenk vardı.

Dionisos’ta ise diğer iki unsur buluyoruz: Saflık ve Coşku. Bazı modern yorumlar Dionisosu sarhoşluk gizemleriyle ilgili bir tanrı olarak tanımlasalar bile, Dionisos saf bir tanrıdır; bakir doğanın saflığıdır, ortaya çıktığı ilk anın temizliğine sahiptir, ayrım ve bölünmelerin el değmediği bir haldir, sürekli doğum sorunlarından önceki bozulmamış saflıktır. Kısacası Dionisos, bu Doğayı yöneten Yaşamsal Güçtür.

Sonuç

Daha önce belirttiğimiz gibi, eğer İnisiyatik karakterde bir okul ve onun kurucusundan söz ediyorsak; bilim, sanat, inanç ve felsefe arsında bir fark olması neredeyse imkânsızdır. Fakat maddeye, tüketime, içgüdülere eğilimli ve dolayısıyla bunların yasalarını insana uygulayan bu yüzyılın insanlığı, Descartes’in şüpheciliğini en kötü anlamda kullanarak kendi eğilimlerine kılıf yapmış ve inancı felsefeden, felsefeyi bilimden vs ayırarak, bunlar arasındaki ilişkiyi göz ardı etmeyi meşru hale getirmiştir. Oysa ne toplumsal bir rönesansta, ne de kendi Üst Benini fethedebilmiş bir bireyde bilim, sanat, inanç ve felsefe birbirinden tamamen ayrılmaz. Toplumsal ve bireysel açıdan Rönesans, daha çok zıtlıkların uyum ve birliğinin sonucudur.

Bazı modern yorumların iddia ettiği gibi Pitagoras, hem muhteşem bir bilim adamı hem de bir çılgın değildir. Pitagoras, tüm bunları özümseyebilmiş, bizim geleceğimizi temsil edebilen bir İnsandır. Prof. Livraga’nın söylediği gibi basit bir diyalektik kurala göre bir insan hem aptal hem de dahi olamaz, hem siyah hem beyaz, hem canlı hem de ölü olunamayacağı gibi. Mantık yürütmek, çok konuşmak iyidir ama zekâya ve hakikate ulaştırmayan bir mantık yürütme sadece baş ağrısını yaratır; biraz sezgi ise bizi daha insani kılar. Bu çeşit yorumcular için Pitagoras ve Croton Okulu, kırılması çetin bir cevizdir.

Pitagoras, onun halefi olan birçok filozof ve okul gibi, insandaki bölünmez olanın bilimini incelemiş, halkın içgüdülerini provake edenlere, iyi niyetli cehalete ve günümüzde de hayatımız ve ruhumuzda birçok açıdan yer etmeye devam eden engizisyonlara karşı hakikatin ateşine üfleyerek onu canlı tutmuştur. Ben Pitagoras’ı yalnızca aklen sevmedim. Eleusis Misterlerinde sözü edilen ve Çocuk Diyonisos’un bütün, bölünmemiş, bakir saflığını, kendimizi bu dünyanın çatlak aynasında çift görmeye alıştığımız zamandan önceki halimizi anlama ihtiyacı ile izlemeye çalıştım. Eski bir Tibet metni olan Dzyan’da söylendiği gibi “ne kavrayacak olan ne de kavranacak olan vardır”

(1) Peana Korosu: Apollo veya onun çizgisini takip eden kutsal şahsiyetler için Lir eşliğinde oluşturulan korolara verilen isimdir. Latince: Paeana/Grekçe: Paean-anis: paian: “Tedavi eden, hekim”. Paian, aynı zamanda Apollo’nun üstismidir.

(2) Katarsis: Arınma; özel bir anlamda ise bir sanat uygulamasının, izleyenin üzerinde, ruhunda gösterdiği arınma eylemidir. Grek: Katharsis = Arınma/ Yine Grekçe Kathairein, yani arındırmaktan gelir.

Mahmut DOĞAN

Yeni Yüksektepe Dergisi, 34. Sayı

Kaynakça

  • La Vita Pitagorica, Jamblicus
  • La Vita Pitagorica, Porphirius
  • Historia de la Filsofia Antigua, Prof. Jorge Angel Livraga
  • The history of religious Ideas, Mircea Eliade
  • Filosofia Morale, Prof Jorge Angel Livraga
  • The Secret Doctrine, Helena P. Blavatsky
  • The Thesophical Glossary, Helena P. Blavatsky

 

Etiketler: 
Pisagor, Matematik