Karma* kanunu manen ve bilimsel açıdan tatmin edici bir şekilde birçok şey açıklar. Karma kurallarına alternatif olarak görebildiğimiz kadarı şans, adaletsizlik ve kaos kurallarıdır.

Ancak karma bize her şeyi tatmin edici bir şekilde açıklamaz. Sonradan Buda olan Prens Siddharta karma hakkındaki her şeyi biliyordu. Karma, Buda’nın acı ve acı çekmek hakkındaki hakikati araştırmasından çok önce Hindistan’da genel kabul görmüş ve iyi bilinen bir öğretidir. Başkalarından aldıklarından tatmin olmayarak acının sırrını, nedenini ve çaresini kendisi keşfetmeye çalıştı. Acının nedenini sınırlı tezahür etmiş varlığımızın çekirdeğini oluşturan benlik (I-ness) prensibinde keşfetti. Gerçek anlayışa ulaşmak için bu çekirdeği anlamalı veya daha doğrusu doğru anlamaya ulaşmak için onu eriterek yok etmeliyiz.

Daha önce yapılan karmanın etkilerinden kaçabilir miyiz? Bu soruya benim cevabım, problemlerimizden ve zorluklardan kaçma arzusunun karmayı uzatıcı ve artırıcı bir zayıflık olduğudur. Kendi davranışlarımızın etkisinden kaçma isteği altında çalıştığımız bir yanılsamanın etkisidir. Bununla birlikte, karma ne kadar kötü görünse de sonuçta faydalıdır çünkü düzeltici etkisi vardır. Hiç kimsenin kaçamayacağı değiştirilemez bir kanundur. Doğanın olduğu her yerde mevcuttur. Her davranışımız için, her ne kadar işlemin oluştuğu madde ortamının doğasıyla ve zamanın yumuşatıcılığıyla etkisi geciktirilmiş olsa da, doğadan bu davranışımıza bir şekilde karşılık gelen bir tepki alırız. Ancak üretmek bize açıktır ve her zaman eski kuvvetleri bir yere kadar yok eden, sektiren ve değiştiren yeni kuvvetler üretiriz. Karmanın etkisi her zaman bir tazmindir, bozulan dengenin onarımıdır.

Her eylem -bu her düşünceyi de kapsar- aktif bilinç üzerinde bir geri tepmeye sahiptir, doğasını değiştirir; yani onu şartlandırır ve bu değişikliğe direnen dış uzaydan gelen tepkidir -nesneden özneye geri tepme- fakat eğer bu değişiklik bozulmaz iç Varlığı ortaya çıkarmada sadece bir adımsa, özneye dokunamaz. Dolayısıyla akıllıca kabul edildiğinde, bu geri tepmelerden, doğrultucu etkiden sakınmamıza gerek yoktur çünkü Varlığımızın saf formuna, onun doğal Bireyselliğine dokunmaz; etkileri sadece çevresini saran değişiklikler zarfından varlığı kurtarmaktır; varlığı bozmayan fakat sadece tezahür etmesine engel olan bir zarftır.

Zaman unsurundan dolayı etki ve tepkinin ayrı olduğu düşünürüz fakat bize zamanın aldatıcı olduğu söylenmiştir. Eğer yüzüme vurursam, etkisini anında hissederim. Vurmayla hissetme arasında zaman aralığı yoktur. Karma, zaman kavramını içerse de, aynı sonuçlarla çalışır. Karma bireye sanki bir evrenin biricik merkeziymiş gibi davranır, öyle ki birey çeşitli güçler yayar, bu güçler evrende bazı direnç katmanlarına çarpar ve bireye geri yansır, bazıları çevrenin etkisiyle geciktirilir, bazıları diğer kuvvetlerle karışır ve etkisizleşir veya bir şekilde yönünü değiştirir fakat sonuçta öyle ya da böyle bireye ulaşır.

Karma, maddenin çeşitliliği içerisinde Tinin birliğini yansıtan bir yasadır: evrende yalnız ama maddesel rahmin ortamında her bir sonraki merkezden kendisini yeniden yaratan bir Varlığın birliğini. Önceden varolan bir durumdan devamlı yaratmayı kastetmek için “tekrar yaratma” kelimesini kullandım, bu merkezlerin her birindeki yaratma işlemindeki ardarda nabız darbeleridir. Her yerde merkezi olan fakat hiçbir yerde çevresi olmayan, çok yüksek bir tinsel plana ait olduğu söylenen bilincin, ayrı gibi görünen ama aslında bir olan merkezlerin sonsuz çeşitliliğinde bir karşılığı vardır; ve -bireyin- ayrılığı halinde bütün evreni etkiler ve birliğin gerçeğini ve onun yalnızlığını doğrulayacak biçimde ondan etkilenir.

İnsan karmanın mahkumu değil aynı zamanda onun yaratıcısı olduğundan, deneyimlerinin henüz oluşmamış ve şekillenmemiş bazı kısımlarının olması gerektiği düşünülmelidir; bunu kapasitesinin izin verdiği ölçüde belirleyebilir. Bazı olaylar kesinleşmiş ve diğerleri ihtimal dâhilindedir. Her şey önceden kesinleştirilemez. Eğer Tanrı’nın planını değiştirilemez bir şey olarak düşünürsek, kendimizi önceden belirlenmiş bir hedefe mahkûm etmiş oluruz, bu da olanların sadece bir yanını temsil eder.

Oluşmuş bazı kuvvetlerin önlenemeyecek bazı olaylara doğru yavaş yavaş yöneldiği söylenebilir. Evrende işleyen bütün kuvvetleri görme durumunda olmadığımızdan, gelecek hakkındaki her soruyu büyük bir kesinlikle cevaplayamayız.

Sorumluluklarını yerine getirmeyi planlarken, geleceğe ilgisizlik durumunda yaşayan kimse akıllıdır. Onun kalbi sorumsuzluğu taşımadan kuş gibi hafiftir ve yaşamın maceralı kalitesini tekrar yakalayabilir.

Yarının dertlerinin fışkırdığı geçmiş tarafından ezilmemek bu günün heyecanlarını tatmanın yoludur.

Bütün dertlerin içinde kendimizi en kolay kurtarabileceğimiz dert, eğer sezgimiz varsa, fiziksel varlığımızın ölüm döneminden daha ötesine geçişte bize ne olacağı hakkında olandır; insanoğlunun yaygın fakat yanlış olarak dinmemiş ıstırap ve korkunun acı verici nedeni olarak algıladığı geçiştir bu.

Sri RAM

Yeni Yüksektepe Dergisi, Sayı 22, 1999

*Karma: Doğu felsefesinde tüm doğada, fiziksel, duygusal, zihinsel her planda bulunan etki-tepki yasası.

Karma