Varolduğundan bu yana insanoğlu sürekli değişim geçirmektedir ama bir yanda bu değişim süreci yaşanırken, zamana karşı değişmeyen evrensel ilkeler varlığını sürdürür. Bu ilkelerin yansıyışını Mevlana’nın tüm öğretilerinde ve hayatında bulmaktayız. Onun doğumundan ölümüne kadar geçen hayatına baktığımızda kültür hazinesinin inanç dolu olduğunu, inandıklarını ve söylediklerini yaşayıp uyguladığını görürüz.

Onun yaşama sanatı sabırla başlar. O, ırk, din, mezhep, sınıf, millet ayrımı gözetmeksizin bütün insanları sever. O, insanın ruh, akıl ve sevgi üçgeni olduğunu söyler.

Mevlana der ki: ‚ “Tahsille elde edilen akıl ırmaklara benzer. Yataklarından akar da eve öyle varır, ulaşır. Aktığı yol, bağlandı mı akamaz. Sen kaynağı kendi içinde ara.

Mevlana, büyük bir İslam yorumcusudur. İslam ahlakını, felsefesini ve inancını bütün dünyaya, bütün insanlık alemine, en doğru ve anlaşılır bir biçimde yorumlamıştır. Öğretileri, şiir, müzik ve sema ile uygulamaya dönüşmüştür. Bu üç unsur, özellikle sema töreni, Hz. Mevlana ilhamıyla Türk tarihinin, geleneklerinin, inançlarının bir parçasıdır. Fakat bugün turistik bir portreye dahil olmuştur. Geçen yıllar Mevlana öğretisindeki özgün motifleri farklılaştırmıştır.

Sema töreninin detaylarını incelemeye başlamadan önce, Mevlana’nın şu sözünü hatırlatmak istiyoruz: 

“Biz toprağa aşktan ve sevgiden başka hiçbir tohum ekmeyiz. Evet, şu tertemiz toprağa yani insan gönlüne başka hiçbir tohum atmayız.”

Sema törenini incelemeye “sema”nın sözlük anlamıyla başlamak yerinde olacaktır. “Sema” ve “sima” işitmek, güzel ve iyi şöhret, anılış anlamına gelir. Terim olarak musiki nağmelerini dinlemeye, dinlerken vecde gelip harekette bulunmaya, kendinden geçmeye, oynayıp dönmeye denmiştir.

İlkel toplumlarda dini nitelikte olan musiki ve raks toplumdaki ilerlemelerle birlikte iki tarza bölünmeye başlamış, bir yanda dini musiki teknik ve estetik bakımından kurallaşmaya, öbür yandan da dinle ilgisi olmayan, daha çok şehevi duyguları kamçılayan bir şekle bürünmüştür. Aslında dönerek raks etmek eski toplumlardan beri vardı ve raks bütünüyle zaten dini kökenli bir eylem biçimiydi ama İslam geleneklerine Mevlana ile girdi.

Ezoterik öğretilerde “Bir” her şeyin kaynağıdır ve merkezidir. Evrende kendi yörüngesinde dönen bütün varlıkların, birbirlerine çarpmadan sağladıkları uyum, bu “Bir”den kaynaklanır. Bu “varlık birliği” felsefesinin İslam’daki en çarpıcı pratiklerinden biri Mevlevilik’ teki “Sema” törenidir.

“Eğer bir atomu kesersen, ortasında bir güneş ve güneşin etrafında da durmadan dönen gezegenler görürsün der Mevlana. Evrendeki en küçük alemden en geniş aleme kadar her şeyin sürekli dönme eylemi içinde olduğunu açıklar. Mevlana’ya göre önemli olan, bu bütün içerisinde insanın kendi gerçeğini araması, uyanması ve hakikate yani Bir’e yükselmesidir. Mevlana “Gerçek varlığınızın çevresinde dönünsözüyle bunu en güzel biçimde özetler.

Sema insana doyuma, uyuma ve güzelliğe ulaşmanın yöntemlerini verir. Bir eğitim ve öğretim metodu içinde, “İnsan-ı Kamil” in yani ideal insanın tohumlarını atmayı amaçlamaktadır. Mevlana için önemli olan, sözü ile özü, inançlarıyla davranışları, şekliyle ruhu arasında uyum ve tutarlılık olan insanlardır. Bu insanlar kendileri ile ve kendi dışındaki her şeyle barışıktırlar. Mevlana bu yoldaki insanın gönül gözleriyle bilinçli ve sürekli olarak araştırmasını, bunlara bağlı bir şekilde geleceğe bakmasını ve hizmet etmesini beklemektedir. Bunu, ruhu uyuma kavuşturmak için şiirle, gerçek aşkı yaşatmak için musikiyle ve gerçek varlığa ulaşmak için Sema ile yapmaktadır. Mevlana’nın öğretisinde “sema”yı diğer önemli ve etkili iki unsur müzik ve şiir destekler.

Ezoterik felsefelerde evrende tezahür etmiş her varlık bütünün bir parçasıdır ve bütün gibi bu parçalar da aynı iradeye tabidir. Bu irade ancak gerçek bir istek yani aşkla bir form kazanır. Bu form ise zekanın ürünüdür. Mevlana’ya göre mikrokozmos olan insanoğlu üç unsurdan oluşur:  Ruh (öz, enerji, hareket, sema... ), akıl (zeka, bilgi, olgunluk…) ve aşk (duygu, şiir, musiki…). Sürekli bir döngüsellik içinde bulunan makrokozmos ile mikrokozmos olan insanın ilişkisi eylemsel düzeyde sema ile kurulurken, aynı ahenk ve düzen evrenin ahenk ve uyumunun sessel düzeyde ifade eden musiki ile tamamlanır.  Şiir ise aynı uyum ve ahengin sözel ifadesini taşır.

Kaynaklar, Mevlana’nın herhangi bir kurala bağlı olmadan, vecde geldiği her zaman istediği her yerde sema ettiğini bildiriyor. Sema, bireysel bir eylem biçimi olmaktan çıkıp kuralları saptanmış bir grup aktivitesi haline Mevlana’nın oğlu Sultan Veled döneminde gelmeye başlamıştır. 1460’larda Sultan Veled’in üçüncü kuşak torunlarından Pir Adil Çelebi zamanında ise resmi olarak mevlevi ayininin bir parçası olmuştur.

Mevleviler bu kurala bağlanmış sema törenini üç farklı aşama, daha doğrusu düzeye ayırırlar: Bunlardan birincisi “Doğal Semadır. Bu sazla, sözle, raksla hem dönenleri, hem seyredenleri derin bir coşkuya götüren bir düzeydir. İkinci düzey “Ruhani Sema”dır. Ruhani Sema, tasavvuf yolunda olgunlaşmış kişilerin içinde tanrısal sırların doğmasını ve oluşmasını sağlayan semadır.

Mistik adamın yani “Velinin” ulaştığı ve tanrısal sırlarla yaşayan kişilerin “Sema” sı ise Rabbani Semaolarak adlandırılır.

Semahane ve Semazen Giysileri

Mevlevi dergahlarında sema için ayrılan müstakil yerlere Semahane denir. Mevlevi dergahları dini bir kurumdan ziyade akademi niteliğinde olup, şehirden uzakta büyük bir bahçe üzerinde yer alır ve orada hiçbir şey keyfiliğe bırakılmaz, kurallara bağlanır.

Semahane genellikle sekizgen şekildedir ve evreni temsil eder. Semahaneye girişin tam karşısında şeyh postu vardır. Post ile girişin arasında olduğu varsayılan çizgiye “Hatt-ı İstiva denir. Bu, gerçeğe ulaşan “Bir”liğe giden en kısa yoldur. Bu çizgiye ayinde şeyhten başka kimse basamaz. Şeyh Mevlana’yı temsil eder. Post ise en büyük manevi makamdır. Kırmızı rengi ile doğuşu ve varoluşu temsil eder.

Semazen nefsinin ölümünü temsil eden özel bir kıyafet giyer. Başına giydiği sikke mezar taşını, hırka mezarını, hırkasının altına giydiği beyaz tennure de kefeni temsil eder. Otururken ölmüş sayılan derviş, adeta sur sesini duyup dirilir ve Devr-i Veledi’ye başlar. Bu bakımdan Devr-i Veledi, ölümden sonra dirilmeye benzer. Tanrı adeta bir noktadır. Hızla dönüşünden, gerçekte yok olan bu alem var gibi görünür. Mutlak varlığın devri adeta bir dairedir. Bu dairenin sağ yanındaki kavis zahir alemdir, sol yanındaki kavis ise içrek alem. Şeyh makamı mutlak varlık makamıdır. Oradan kapıya kadar çekilen “Hatt-ı İstivabu daireyi mevhum (hayali) iki kavise ayırır. Bütün varlık alemi, bilginin seyri gibi bu hayali dairede devreder. Mürit de bu devreye uyup döner.

Sema’da kolların açılıp sağ elin açık, sol elin parmaklarının yere doğru sarkık, başınsa sağa doğru eğik, yüzün sola dönük oluşu kılıç kabzasını temsil eder. Gövde ve bacaklarsa kılıcı… Mürit, böylece geçici varlığı kesmekte, yok etmektedir. Haktan aldığı enerjiyi mürit halka dağıtır.

Eller ayaklar tersine biri temsil eder. İnsanın gövdesiyle birlikte bu şekil şuna dönüşür: (La ve illa kelimeleri.) Bu şekil “Tanrıdan başka tapacak yoktur. anlamına gelen “La ilahe illallah”sözünü temsil eder ve “varlık birliği” inancına göre mutlak varlığı ispat amacı taşır.

Mevlevi Mukabelesi

Karşılaşmak anlamına gelen mukabele Mevlevilikte, tarikat ayinini icra etmek anlamında kullanılır. Mevlevilerde, Sultan Veled devri denen törende, post önünde birbirlerine karşı niyaz etmek adettir. “Mukabele kelimesi, bu bakımdan bir terim haline gelmiş ve ayin anlamında kullanılmıştır.

Mukabele’de semahanede topluca kılınan namazdan sonra eğer şeyh Mesnevi okutacaksa postuna oturmadan Mesnevi kürsüsüne çıkar ve semazenler yerlerine gitmeden kürsünün önünde ve kürsüye dönük otururlar. Mesnevi okutulduktan sonra şeyh post duasını okur ve inerken herkes yerine çekilir. Şeyh postuna geçip oturur.

Post duasından sonra Mevlana’nın Hz. Muhammed’i öven gazeli “naat” okunur. “Naat-ı Şerif” sona erdikten sonra neyzenbaşı, hangi ayin okunacaksa o makamdan taksime başlar.

Devr-i Veled

Peşrev çalınırken Devr-i Veled başlar. Bu törende şeyh önde olduğu halde herkes bir sıra halinde peşreve ayak uydurarak ağır ağır yürür. Şeyhin kırmızı postunun önüne geleni posta basmamak ve arakasını semahaneye dönmemek şartı ile postun öbür tarafında durur ve geriye döner. Arkasından gelen postun diğer tarafında durur. Birbirlerinin yüzlerine ve kaşlarının arasına bakıp karşılıklı baş eğerler. Postun solundaki, semahaneye sırtını çevirmeden döner, yürür. Arkasındaki aynı tarzda onun yerini alır, kendisinden sonrakiyle niyazlaşır. Sıranın en sonundaki ‘nev-niyaz’ , şeyhle karşılaşmış olur. Karşılıklı baş eğer niyaz ederler. Şeyh postuna geçtiğinde semazenlere dönüp baş eğer. Semazenler hep birlikte onunla beraber oldukları yerde baş eğerler.

Sema ve Selamlar

Devr-i Veledi’den sonra çalgılar eşliğinde ayin okunmaya başlanır. Semazenler hırkalarını sağ elleri ile ve parmak uçlarıyla yakasından tutup yere atarlar. Kollarını eller omuzlara gelmek suretiyle çapraz olarak göğüslerine koyarlar. Şeyhe dönüp karşılıklı baş eğerler. (Bu durumda Allah kelimesinin Arapça’daki ilk harfi olan Elif temsil edilir. Bu bire de bir göndermedir. Allah’ın birliğine işarettir.)

Semazenbaşı şeyhin önüne gelerek baş eğer, elini öper. Şeyh de eğilip onun sikkesini öperek semazenbaşına niyaz etmiş olur. Semazenbaşının ardından diğer semazenlerle bu hareket tekrarlanır. Şeyhin elini öpen semazen semaya girer.

Semaya giren, ağır ağır kollarını omuzlarından göğsüne doğru sıyırarak indirir ve ellerini çapraz vaziyetten kurtarıp yanlarına getirir. Sağ elin avuç içi yukarıya, sol elin avuç içi ise yere dönüktür. Baş sağ tarafa eğik, yüz tamamen sola dönüktür.

Semada dört selam verilir. Dördüncü selamdan sonra semazenler tamamen semaya girince şeyh de postundan ileri yürür, niyaz edip semaya girer. Semahanenin ortasında sema eder. Ancak şeyh kol açmaz. Sema ederken açılmaması için sol eliyle hırkasını belden aşağı kısımdan tutar, sağ eli de hırkasının sağ yakasındadır.

Sema Üzerine Mevlevilerin Fikirleri

Mevleviler, mukabelede daima astronomiye dayanarak göklerin hareketlerini, devrini, mutlak varlıktan insana kadar maddi, insandan tekrar mutlak varlığa kadar manevi olan iniş ve çıkış kavislerini görmüşlerdir, diğer bir görüşe göre de mutlak varlıktan unsurlara iniş ve unsurlardan tam varlık noktasında bulunan “İnsan-ı Kamil e kadar olan çıkış kavislerinden meydana gelen dairedir.

“İşarat-al-Başara” ya göre Devr-i Veledi, bütün kainatı kaplayan göğün dokuzuncu katının (felek-i atlas) dönüşüne benzer:

Birinci selamdan sonraki sema sabit yıldızların (sabiteler) bulunduğu gök katını temsil eder (melekler alemindeki subjektif dönüş-melekut alemindeki enfüsi devir). Sema töreninin bu ilk dönüşü alemleri seyretmektir. Hakk’ın büyüklüğüne ve yüceliğine bu yolla ulaşılır. Birinci selamda aşıklar şüphelerden kurtulur ve Hakk’ın birliğine iman ederler.

İkinci selamdan sonraki sema, güneşin bulunduğu gök katını temsil eder (manevi-ruhlar alemindeki ruhsal dönüş-ceberrut alemindeki ruhi devir). Bu tüm varlığın tanrısal “Bir” içinde erimesidir.

Üçüncü selamdan sonraki sema, ay göğündeki dönüşü temsil eder (manevi varlıklar alemindeki sır dolu dönüş-lahut alemindeki sırrı devir). Aşıklar kendilerini arındırıp oluş mertebesine ulaşırlar.

Dördüncü selamdan sonraki selamın ise bu alemde benzeri yoktur ve bu dönüş insana mahsustur. Bu aşamada varlık içinde yok oluşa erişilir. Bu selamda Şeyh de semaya katılır.

Yukarıda söz edilen selamların sonucunu Mevlana’nın şu sözü iyi özetler: “Semaya girdin mi, iki dünyadan da dışarı çıkarsın. Semanın şu alemi, iki alemden de dışarıdadır.

Mürit, sema ederken varlık doğusundan yokluk batısına, yokluk batısından da Tanrı varlığıyla varoluş doğusuna döner. Değirmen unu nasıl öğütürse semada hayali (mevhum) varlığı öğütür.

Devr-i Veled’ de müritlerin birbirlerine baş eğmeleri Mevlana’nın insanı takdisidir. Semahane’nin çevresini üç kez dolaşmak ise biliş, buluş, oluş mertebelerine işarettir.

Ayinlerde dört kez dönmek sufilerde çok eskiden beri mevcut olan şeriat, tarikat, hakikat, marifet tasnifine uygundur. Şeriat dinin dışıdır, hakikat içi. Tarikat şeriattan hakikate varan manevi yoldur. Marifet ise hakikate ulaştıktan sonra taşkınlık etmeyip sırları gizlemek ve kurallara uygun hareket etmektir. Mevlana bu konuda Mesnevi’de şu sözlere yer verir: “Hakikatler meydana çıksaydı şeriatler, yollar batıl olurdu.”

Sema’da Zuhal (Satürn) göğündeki tedbir, Müşteri’deki (Jüpiter) çekiş, Merih’teki (Mars) itiş, Utarit’deki (Merkür) anlayış, Zühre’deki (Venüs) duyuş özellikleri vardır. Aynı zamanda dört selam cenaze namazındaki dört tekbire işaret sayılabilir. Böylece semazen, hayali (mevhum) varlığı öldürmüştür. Müritler (semazenler), Devr-i Veledi’de sabit yıldızlara, sema ederken ise gezegenlere benzerler. Hatta semada gökleri, yıldızları ve mevalid denilen mineral, bitki ve hayvan alemlerini temsil özelliği bile vardır.

Mevlana’ya sorarlar:  Namazdan daha üstün ne olabilir?

Cevaplar: “Namazın canı (ruhu) namazdan daha üstündür ve devam eder. İman namazdan daha iyidir çünkü namaz beş vakitte ise iman her vakitte mümkündür. Namazsız iman olur ancak imansız namaz olmaz…”

Ritüellere, ibadetlere ve törenlere bakıldığı zaman şeklin dışraklığına kapılan gözlere Mevlana Özü ve derinliği görmeyi salık vermiştir. Sema da bir haldir ve insanın (Ruh-İrade , Sevgi-Aşk, Akıl-Yaratma) Mikrokozmos ve Makrokozmosu birleştirdiği andır. Sema insanın manevi yolculuğudur ve tüm şekillerin ve şekilselliğin ötesindedir.

Umut Dinçşahin, İlknur Demiray, Melek Alpak, Nejat Kesler

KAYNAKÇA:

Abdülbaki Gölpınarlı; “Mevlana’dan Sonra Mevlevilik”; İnkılap ve Aka Yayınları; 1983

“Mevlana Celaleddin” ; İnkılap Kitabevi; 1985

Dr.Celaleddin Çelebi ; “Hz.Mevlana” ; T.C. Konya İl Kültür Müdürlüğü Yayınları; 1994

“Hz.Mevlana’da İlim”; T.C. Konya İl Kültür Müdürlüğü Yayınları; 1994

Vedat Genç; “Mevlana ile İlgili Yazılardan Seçmeler”; Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları; 1994

Nezihe Araz; ‚”Çağdaş Kavramlar Işığında Sema”; Mevlana Kültür ve Sanat Vakfı Yayını

“4. Milli Mevlana Kongresi – Tebliğler”; Selçuk Üniversitesi Yayını; 1989

“2. Milli Mevlana Kongresi - Tebliğler”; Selçuk Üniversitesi Yayını; 1986

“2.Milletlerarası Mevlana Kongresi - Tebliğler”; Selçuk Üniversitesi Yayını; 1990

Tahsin Yazıcı; “Mevlana Devrinde Sema”; 1947

“Manevi Yolculuk Sema”; Galata Mevlevihanesi’ni Yaşatma Derneği Yayını

Mevlana, Birlik, Ezoterizm